Ârek, Eğrek : Hayvanların yazın öğle sıcağında toplanıp
dinlendikleri yer.
Âtlı *: … kadar.
Nâtlı:
Ne kadar,
Oâtlı:
O kadar,
Şuâtlı:
Şu kadar,
Buâtlı:
Bu kadar.
Abbağa (Abbâ) : Beyaz, temiz.
Abbağacık (Abbâcık): Tertemiz.
Abdal torbasından düşük : Aşırı cimri, damah.
Abıla : Abla.
Abülcünük *: Obur, açgözlü. Görgüsüzce açgözlülük yapan, tutup
koparıp yiyip bitiren.
Acaba *: Uzun börülce.
Acer, Acar : Yeni.
Acişmek (Acışmak) : Üzülmek, acı duymak, kederlenmek .
Acımık *: Safra kesesi.
Aga : Ağabey.
Agam : Kendinden küçüklere veya denk yaşlara hitap sözü.
– Bakele agam;
hunun fiyatı gaçeedi?
Ağ (Â) : Beyaz.
Ağaç yaprağıyla gürler : İnsan önemli işleri akrabası, yakınları,
yandaşlarından güç alarak daha kolay yapar.
Ağçıl (Âçıl) *: Rengi zamanla açılarak beyaza doğru kayan.
Ağınmak *: Kokunun etrafa yayılması.
Kınanın kokusu
etrafı ağdı.
Çörek kokusu
etrafı ağdı.
Ağıtlamak (Âtlamak) *: Ayıklamak, seçmek, tasnif etmek.
– Fasulye
bideri âtliyok : “Fasulye tohumu ayıklıyoruz.”
Ağız : Doğum yapmış hayvanın ilk sütü.
Âlençe *: Eğlence. “Çoluk çocuğun âlençesi olduk.”
Ağlenmek (Âlenmek) : Beklemek, durmak, oyalanmak.
–
Çocuğum cip âlenme emi: “Çocuğum çok oyalanma emi!”
Ağmak : Meyletmek, sarkmak, sarmak. Ağır gelip aşağı meyletmek.
Yükün dengesi bozularak aşağı sarkmak. Yukarı doğru çıkıp kaplamak.
– Acaba
fasulyesi, diktiğim tikeçlere ağdı.
Ağme, Âme *: Kenarları kısmen açık, üstü çatılı barınak. Tütün
ağmesi, ekmek ağmesi vs.
– Boon size
süt yok bebeler, inâ âmenin öğüne baladiidim, ölmesice buzâ öklemeee pıttırıp
mısandaradan atleep inâ emmiş.
Ağuveren (Âveren) *: 60-70 cm büyüklüğünde yeşil renkli bir
sürüngen. (Lacerta Viridis ve Lacerta trilineata) Eski islam dışı gizemli
inancın bugüne yansıması olarak yılanların zehirini bu ağuverenden aldıklarına
inanılırdı. Ağu; Arapçada zekkum, sem, öldürücü zehir demektir. Payas’ta halk
arasında Averen’in yılanlara zehir verdiğine inanılır.
Ağza pelesenk olmak : Diline dolamak, ağza sakız olmak.
– Ağzıma
pelesenk oldu.
Ağzına ökenmek : Birinin yaptıklarını, söylediklerini yineleyerek
alay etmek. Öykünmek.
Aha, İha : İşte.
Ahırık *: Balgam.
Ahırmak *: Boğazdaki balgamı sesli bir şekilde tükürmek.
Ahiretlik : Aynı ihtiyar yaşında olmak. Kadınların kan kardeşliği.
– Gel
ahiretlik gel, biddi soluklanda bir iki laf edek.
Ahrap : Akrep.
Ahrucu *: En sonunda. (Ahirinde olabilir.)
Akıt gibi *: Çok şekerli olan. Çok şekerli bir çay için; “Bu ne! Akıt gibi”, derler.
Akışmak * : Hamurun kıvamında olmayıp kendini salıvermesi.
Kıvamında olmayan hamur yumakları akışıp birbirine yapışır.
Ala cıvcak, Alacıvcak *: Yazıda yaşayan arapteli büyüklüğünde bir
kuş. Çayır incir kuşu (Anthus pratensis).
Ala karpuz : İçi turuncu renkli iri bir karpuz türü.
Alaf : Ateşin rüzgarla savrulan yakıcı kısmı.
Alatirik : Elektrik, el feneri.
Alaz, (Alaz alaz) : 1. Parçalı olan. 2. Seyrek bitmiş ekin, ot,
ağaç. 3. Ağaçsız, açıklık yerler: "Karşıki alazda koyunlar yayılıyor".
Algın düşmek : Çok çalışmaktan, ağır işten dolayı çok yorulup bitap
düşmek, halsiz düşmek, kötürüm hale gelmek.
Aligobder : Helikopter.
Âlô bâlô *: Kalu bela günü.
Âmâki *: Eğer ki.
Ammetmek *: Bile bile, kasten, isteyerek yapılan, iyi etmek.
– O çetilleri
neden depelediñiz?
– Oooh!
Ammettim. “Oooh! İyi ettim.”
An ayan olmak *: Şaşakalmak, donakalmak.
Ana halınden kalmak *: Menepoza girmek.
Anarya : Arabanın geri geri gitmesi.
Andaç : Ölmüş aile büyüklerinin hatırası sayılan insan veya
eşya.
– O küpeler
annenden andaç bana.
Andelip *: İcat. Zora koşmak için yapılan tertip.
Andelipli *: Durup dururken icat çıkartan.
– Sen de ikide
boyl andelip çıkartma ha!
Annamak: Anlamak.
Anşa: Aişe.
Annik (Annig) *: Nankör. Kızılan birine topal annig, kör
annig derler.
Antirikli : Enteresan olan, tuhaf insan. (Hastalıklı, Birecik)
Aner, Añer *: Eğer.
– Añer o çocoo
bir pıttır hec işte: Eğer o çocuğu bir bırak hiç işte. Buradaki “hiç işte” bir
tehdit içermektedir.
Anere, Añere *: Eğer.
Anereme, Añereme *: 1. İşte. “Ihı! Añereme de geliyor, kaçın!” 2. Bana göre, sanırsam. “Añereme sasoomu nem neşâl bu!”
Apağ *: Oturduğu yerden insanlara kendine hizmet ettiren. Apa,
mabut put anlamınada gelir.
– Yunus ile
Mehmet Can masada yemek yerken habire etraftakilere talimatlar yağdırıyordu
"Şunu da getirin, bunu da getirin" diye. Yasemin de onlara; siz apağ
mısınız?, dedi.
Apal *: Ağacın el ile ulaşılan engin dallarının seviyesi.
Aparlör : Hoparlör.
Ara sefiye *: Rasgele. Gelişi güzel, körü körüne, düşünmeden.
(Giresun Alucra’da, Elesefiye: Yalan yanlış veya gelişi güzel yapılan iş,
rasgele)
Ara sefiye atmak *: Rasgele atmak.
Ara sefiye sıkmak *: Rasgele konuşmak, konuşurken palavra atmak,
işkembeden atmak.
Arabôlu, Gırabôlu *: Arı mumu.
Arab uşağı : Fellah (Arap çifçisi).
Aradan sele vermek *: Ziyan etmek.
Arapteli : Arap bülbülü. (Latince: Pycnonotus xanthopygos)
Arapteli cıvcığı : Arap bülbülünün yavrusu.
Arası kesti oyunu : İki takım halinde çocukların sokakta
oynadığı bir oyun.
Araya gitmek *: Ziyan olmak, harcanmak. Karışıklığa kurban olmak.
Araya vermek *: Zarar, ziyan vermek. Yararsız bir işe harcamak.
Arılım durulum almak *: Gusül abdesti almak.
– Eskiden
gusul abdesti alırken, “Arılım durulum, bütün günahlardan arıniyim”, derdik.
Arınmak : Temizlenmek, yıkanmak.
Âri büürü :Eğri büğrü.
Ari sili etmek : Tertemiz etmek, tertemiz yıkamak.
– Ari sili
yudoom ocaklığı aynat etmişler.
Ari sili yumak : Tertemiz yıkamak.
Ariye gitmek *: Ziyan olmak, harcanmak. Karışıklığa kurban olmak.
Ariye vermek *: Zarar, ziyan vermek. Yararsız bir işe harcamak.
Armıt: Armut
Arpa çiçeği : Frezya. Hoş kokulu arpacık soğanlı mevsimlik bir çiçek.
Asbap : Çamaşır.
– Bak hele! Şu
arı sili yudoom asbapları aradan sele verikler.
Asıda: Nişasta, şeker, süt
karışımı bir tatlı türü.
Asım : Soğan salça gibi şeylerin yağda kızartılarak ana yemeğe
katılacak sulu kısmı.
Asımlamak *: Yemeği asımıyla karıştırmak.
Asımlı aş *:Domatesle yapılan cıvıkça bulgur pilavı.
Asıriyel : Esrar.
Aşır : Aşure.
Aşşa : Aşağı.
Aşşa ande *: Aşağı tarafta.
Avar: Sebze
Avarlık : Ailenin ihtiyacı için evin önündeki küçük
sebze bahçesi.
Âveren, Ağuveren : 60-70 cm büyüklüğünde yeşil renkli bir
sürüngen. (Lacerta Viridis ve Lacerta trilineata)
Avsın : Sihir, büyü, afsun.
Ayağını mercimek kütüğüne dayamak : Kendini güvenceye almak.
Ayak siviştirmek : Ayak sürçmek, boş boş oyalanmak.
Ayam puharı *:Temmuz, Ağustos aylarında çöken bunaltıcı buharlı ve sıcak
hava. Arapçası “Eyyamı-Bahur” olup en sıcak günler anlamındadır.
Aydınnı : Göçer yörük.
Aydınnı iti *: İri yapılı beyaz renkli çoban köpeği (Sivas kangal köpeği).
Ayı malağı gibi olmak *: Aşırı şişmanlamak. “Ulan oğlum! Ayı malağı gibi olmuşsun.”
Ayın oyun: Hile, entrika,
desise. – Kız! Gördün mü bizi ayın oyun etti.
Aynat : Düzeltilemeyecek, tamir edilemeyecek kadar bozulmuş.
– Berber
çocuğun saçını aynat edik.
Ayrık otu : Zararlı ve çok güçlü kökleri olan bir bitki.
Ayucu : Ayak ucu.
Azgan çiçeği, Azgan dikeni : Dikenli bir maki çalısı..
Azgan dikeni, Azgan çiçeği : Dikenli bir maki çalısı.
Azılı bangış *: Domuzun ilk doğan yavrusu. (Bangış, bazı yörelerde dişi
domuz için kullanılır.)
Azırak : Daha az.
Azıriyel : Azrail.
Azıyet : Eziyet.
Aznaşmak *: Bozuşmak, kavga etmek, birbirine girmek. Htc: Küsmek,
inatlaşmak, çekişmek. (?)
Azzık : Azık.